Fotoğrafım
Bence tam söyleyecekken yuttuklarımızdır bizi mide fesatı yapan ..

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Ne kadar istesem de






Ne kadar istesem de bugün eşyalarımı boşalttığım odam terk edilmiş gibi olmadı. Ne kadar istesem de içinden hayallerimi de alıp gittiğim hayat terk edilmiş gibi olmadı. Ne kadar istesem de ve ne kadar emek versem de boş bomboş bir sayfa bıraktım ardımda.Doldurmak bana kısmet olmadı.

Şimdi yeni bir sayfa açacak yüzüm yok.Umutlarımı hala terk edip gittiğim odamda bıraktım.Bir daha asla dönmeyeceğimi biliyorum oysa.

Hayatta hiçbir şeyden emin olmadım blog.Hep kararsız kaldım,arada kaldım. Hiç giden de olmadım blog. Hep birilerinin ardından el sallayandım.Geride kalıp ağlamak çok koyardı. Giden her zaman mutlu oluyor sanırdım.Bir gün gitmek isterdim hatta.Tek gidişlik bir biletim olsun yeter derdim.Peki nereye?

Şu hayatta ardından el salayacak kimsen olmadıktan sonra nereye?
Kimseye yalnız olduğunu hissettirmemek için elimden geleni yapıyorum blog.Herkese bol keseden umut dağıtıyorum.Mutlu olsun herkes.Birisi de benim için aynısını yapsın istiyorum blog. Birisi de elimi arkaya uzattığımda elimi tutsun.

Çok yalnızım blog.
Ve ne kadar istemesem de giderken yanımda yalnızlığım da getiriyorum.
Çok yalnızım gece yarısı blogu.Bir düştün mü annen bile çekiliyor uçurumundan.
Bir düştün mü ne kadar uçtuğuna,hangi fırtınaları arına aldığına bakmıyor kimse.
Bir düştün mü yerdesin,hayallerinin gemileri alabora..

En acısı da her zaman sana umut veren o iç sesin seninle birlikte ağlamaya başlıyor.
Ve işte sıkıntı o zaman başlıyor.Dışardan bakanlara mutlu görünme kaygısı...

Ve ne kadar istesem de görünemiyorum.
Gemim su alıyor.


Mide Fesatı ..

29 Haziran 2011 Çarşamba

Unutmak en güzel terapi





Bütün sene peşinden koştuğum hayaller beni son durağa kadar getirmediği gibi herhangi bir durakta da indirmedi.Yola çıktığım yerde gittikçe gitti ondan sonra da kafasına göre müsait bir yerde bıraktı beni.Hem de bana göre hiç müsait olmayan bir yerde.Sonuç olarak kalan yolu yaya yürümek zorunda kaldım.Her zaman olduğu gibi akılsız başın cezasını ayaklar çekti.

Gerçekte yol yürüdükçe biten bir şeydir.Ama

"Kendi yolunu bulamayan,
bütün yolları boşuna yürür."

İşte böyle blog.Kendi yolumu bulamadığım için bütün yürüdüğüm yollar boşunaymış.Uğruna verdiğim savaş da boşunaymış.Tabi gittiğim yolda güzel duraklar gördüm,iyi kalpler tanıdım ama pişmanlık diye bir şey ortada kocaman dururken ne iyi yapmışım da diyemiyorum.

Hayat bir masaldır demiştim.Bak.

"Az gittim uz gittim. Bir de arkama baktım ki bir arpa boyu yol gitmişim."

Gerçekten de masaldır.Mucize gibidir işte.Şaka gibidir.

Ama unutmak en güzel terapiymiş biliyor musun blog? Unuttukça ufalanır sanıyorsun insan ama öyle değil.Unuttukça çoğalıyorsun. Yediğin kazıkları unutmak,boşuna gittiğin yolları unutmak. Yeniden yeni baştan başlamak. Her seferinde yeni baştan başlamak.

Evet,evet.En doğrusu bu.Unutmak en güzel terapi.Nasıl olsa ne kadar ağlasan da kaybettiğin şeyi hiçbir zaman geri getiremiyorsun. Nasıl eninde sonunda bir gün unutuyorsun.

Şimdi unutmakla yarın unutmak arasında bir fark yok. Unutalım kurtulalım.








Mİde Fesatı ..

19 Ocak 2011 Çarşamba

Olmayınca Olmuyor




Bugün yine sana dökülmeye geldim blog. İçimi döküp nefretimi kusup fesat midemi boşaltıp kendime geri dönmeyi düşünüyorum her zamanki gibi. Bunun için gelip gidiyor parmaklarım klavyeye. Geçen hafta,ondan önceki hafta da çok gelip gitti ama nedense bir türlü hissettiklerimi aklımda toplanıp parmaklarımın ucuna gelmedi. Yanıp sönen şu imleç gibi bir parladı bir söndü fikirlerim,hislerim. Melankolik halde buldum bazen kendimi.İşte o zaman da kustuklarım içine dert olsun istemedim.Kendi pisliğimi kendim temizlemeliydim. Öyle de yaptım.

Aradan yeni yıl geçti bir de. Her zaman ki gibi yeni kararlar falan alındı. Her zamanki gibi bazı şeylerin değişeceğine gerektiğinden fazla inanıldı. Ve daha bir ay bile çıkmadan değişmediği açıkça görüldü vs. Zaten bu yeni yıl yeni kararlar olayını çok abartıyoruz bence. 2010'un peşine taktığımız bütün hayaller gerçekleşti de sanki 2011'in peşine umutlar takıyoruz.2010'un gidişini kutlayıp 2011'i daha ilk saatlerinden haddinden fazla sevip benimsiyoruz. Oysa geçip gidenin yeni gelenden ne farkı var ki? Her seferinde "Bu yıl benim yılım olacak." diyorsun. Burçların yıllık yorumlarını falan okuyorsun. Yeni yıla nasıl girersen öyle geçermiş saçmalığının peşine düşüp inatla kendi kendini mutlu olduğuna inandırıyorsun. Ama zorlama olmuyor tabi. Ismarlama değil hiçbir şey hayatta.

Kader diye bir şey var bir de. Olmayınca olmuyor deyip bırakmak lazım aslında. Olmayınca olmuyor çünkü gerçekten. En çok istediğini alamıyorsun hayattan. Bazen savaşsan da alamıyorsun. Bakıyorsun ki senin verdiğin emeğin onda birini bile vermemiş insanlar gökdelenlerde oturup gülüyorlar haline. Sense bir arpa boyu yol alamamışsın. Başarı desen olmuyor,şans desen içine sinmiyor. Kader diyorsun sen de. Benim için önceden yazılmış bir hayat var. Bende bunu yaşıyorum diyorsun. Deyip avunuyorsun. Avunuyorsun da ne oluyor? Geçiyor sanki.

Bazı insanların da kaderinde kendi filminde figüran olmak var. Roller dağıtılırken adil davranmamışlar. Senaryoyu da başkaları yazmış. Değiştiremiyorsun. Oynamak düşüyor sana sadece. Rol yapmak. Mutluymuşsun gibi. Kimse kırılmasın diye. Kimsenin derdine dert olmamak için. Görevini doğru yapamamış çok insan varken hayatta faturayı sana kesiyorlar. Sende itiraz etmekten, hep haksızlık edilen taraf olmaktan, hakkını arayan taraf olmaktan sıkıldın. Sadece huzur istiyorsun. Sessizce rolünü oynuyorsun.

"İnsan kaderini değiştirebilir mi?" sorusunun tek başına cevabısın. "Senin için önceden yazılmış bir hayat varsa başka bir hayat yaşabilir misin?" diye düşünüyorsun hep. Belki de bu uğraş bu yüzden bir sonuç vermiyor. Belki de yaşadıkların bu yüzden sana bir türlü geri dönemiyor. Belki "ilahi adalet" bölümünde çok sıra var. Herkesin yüzünü güldüren şeyin bir türlü sana yaramasının sebebi bu belki de. Herkese sana sıra geliyor. Bir türlü sana sıra gelmiyor.

Bütün o hevesler kursağında bütün o beklediklerin yollarda dağınık.. Herkes toparlanmış o yüzden. Bir sen toparlanamamışsın.
"Kader." diyeceksin yavaşça. İnadın kırılacak. Onaramamaktan korkup koltuğunun altına alacaksın. "Kader bu. Olmayınca olmuyor."

Ama olmazsa da olmuyor.








Mide Fesatı ..

19 Aralık 2010 Pazar

Herkes Kendi Yolunda








Son zamanlarda herkes kendine yeni bir yol çizdi. Bilmem farkında mısın blog? Herkes yaşadıklarını hiç yaşamamış gibi davranmayı bildi. Bir şekilde devam ettiler kaldıkları yerden. Yola beraber çıktığım insanlar bile ilk yol ayrımında sessizce terketti birlikte yürüdüğümüz yolları. Önce ayak izleri silindi sonra da kırıp döktükleri gitti. Vefasız çıktı bütün yol arkadaşlarım anlayacağın. Bir baktım ki arkamda hiç kimse kalmamış.

Hepsinin yüklerine omuz atmıştım oysa. Kimin ne yükü var bilemiyorsun. Bilemediğim birçok yükün altına girip ezilmiştim. "Olsun." demiştim "Dostluk bambaşka. En azından yalnız değilim." Nereden bilebilirsin ki yalnız karşılaşacağını çıkmaz sokaklarla? Nereden bilebilirsin ki herkes bambaşka yollar çizerken verilen sözlerin havada asılı kalacağını?

Benim penceremden hala aynı sokak görünüyor oysa. Kalabalık ve bir o kadar da eski. Oysa herkes pencerelerini değiştirdi. Farklı pencerelerden bakıyorlar hayata. Herkes birlikte baktığımızve yürüdüğümüz o ışıl ışıl sokağı unuttu. Belki de artık bir sokak değil bir şehir görüyorlar. Belki de o pencerelerden bakınca kurdukları hayaller görünmüyordur. Belki de o pencerelerde başka yollar başka yol arkadaşları veya başka yükler görünüyordur.

Başka umutlara gidiyor artık onların yolları. Başka hayallere açılıyor artık onların pencereleri. Kiminin yolu da çıkmaz sokaklara çıkıyor. Üzülüyor muyum bilmiyorum. Artık yol arkadaşı olmadığımızı biliyorum sadece. Yollar ayrılalı çok oldu.

Yalnız değilim elbette. Ama ardımda yürüyen kim varsa ayak izi kalmadan gitti. Aslında "Tesadüfen girdiğim bir yol bu zaten." deyip ilk kavşakta terk etmem lazım bütün yol arkadaşlarım gibi.

Geçen gün bir tanesi arayıp sordu mesela . "Nasılsın? Her şey yolunda mı?" diye.

Aslında biliyor o da. Her şey yolunda değil. Sadece herkes kendi yolunda.




Mide Fesatı ..

6 Aralık 2010 Pazartesi

Ben bu filmi görmüştüm




Geçen hafta Harry Potter serisinin son filmine gittim arkadaşımla. Son filmi ikiye ayırmışlar. Harry Potter efsanesi 2011 yılında sona erecekmiş yani. Kitabının bitmesiyle beni fena halde üzen Harry Potter serisi bu kez filmleri de bitirerek hayatımızdan sonsuza kadar çekilecek. Bu bir anlamda çocukluğumunda artık çoook eskilerde kaldığını görmekti. Ben hala yeni çıkan her filmde çocukluk anılarımı yad ederdim Harry Potter'la.

Sizi bilmem ama benim çocukluğum o yuvarlak gözlüklü çocuğu izleyerek geçti, J.K.'nin yarattığı dünyanın içinde olmayı dileyerek geçti. Harry Potter benim ilk okuduğum romandır ve bu yüzden benim için çok özeldir.
Her kitabını sabırsızlıkla bekledim,hiçbir filmini kaçırmadım. Hatta bazı filmlerini iki üç kez izledim. Hala da bıkmadan usanmadan izlerim. Sağolsun o yuvarlak gözlüklü çocuk beni öylesine kendi dünyasına çekmişti ki 11 yaşıma geldiğimde Hogwarts'dan mektup beklemeye başlamıştım. O denli seviyordum Harry Potter'ı anlayacağınız. Masallara hiçbir zaman inanmadım ama nedendir bilemiyorum Harry'nin dünyasının gerçek olduğuna her zaman inandım. Kötülerin yenik düştüğü,istemediğin şeyleri asanla yok edebildiğin,gerçek dostların ve gerçek kahramanların olduğu bir dünyada yaşadığımıza inanmak her zaman daha kolaydı çünkü. Harry Potter gerçek gibiydi ama değildi. Belki de yaşıtlarım da benim gibi düşündüler. Hepimiz Voldemort kadar acımasız olanlara karşı şansımız olduğuna inandık. Belki de bu yüzden sevdik o yuvarlak gözlüklü çocuğu. Belki de bu yüzden onun yaşadıklarını severek okuduk,onu bir arkadaş gibi sahiplendik,benimsedik.





Şimdi bir anı gibi hatırladığım şeyler o yıllarda gerçek olmasını beklediğim şeylerdi. Mutsuzluğuma sebepler bulmak yerine oturup Hogwarts'tan gelecek mektubu beklemiştim. Onun gibi harika dünyada yaşayacağımı düşünmüştüm. Hak eden herkese hakettiğinin verildiği bir dünyada.


Hiç unutmuyorum. On bir yaşındaydım. 5. sınıfa başlayacaktım. Okulun ilk günüydü. Okula gitmek istemiyordum. Yine yastığımın altında bir Harry Potter kitabıyla uyumuştum. Rüyamda Hogwarts'a gittiğimi görmüştüm. O zamanlar o kadar çok etkilerdi ki beni okula gitmeme fırsat vermeden beni Hogwarts'a davet eden mektubu bekliyordum. Tam Harry'nin okula ilk alındığı yaştaydım. "Gelmesi lazım." diyordum. Bir arkadaşım "Türkiye'deki çocuklara göndermiyorlarmış mektubu." demişti. Öyle inanıyordum ki gönderildiğine "Size gelmedi mi?" diye soruyordum arkadaşlarıma. O gün güneş ışığı girsin diye perdeleri açtım. Hala unutmuyorum pencere pervanzındaki o baykuşu. Hogwarts'tan mektup geldi diye ne kadar sevinmiştim. Arkası cama dönük bembeyaz bir baykuş. Hedwig gibi. Bana müjdeyi getirmişti. Gidip anneme söyledim penceremde bir baykuş olduğunu. Annem kuşları hiç sevmez. Pencereden kovuverdi kuşu. Öylesine üzülmüştüm ki anlatamam. Mektup getirdiğine o kadar inanmışım ki anneme küsüm baykuşu kovdu diye. Camı açıp arkasından öylece bakakaldığımı hatırlıyorum. Zaten o gün bugündür giden hayallerimin arkasından hep bakaldım öylece.








"Bir daha göndersinler lütfen Allah'ım." diye dua ettim milyonlarca kez. Tabi ki gelmedi. Ben bekledim,o gelmedi. En sonunda beklemekten vazgeçtim. Sonra zaman geçti, ben büyüdüm. Büyüdükçe anladım ki baykuş hayalleri getirmezmiş. Hayallerini çok yaşamak istiyorsan sen kulağından tutup getirirmişsin. Baykuş getirse getirse uğursuzluk getirirmiş.

Film bitip ışıklar söndüğünde bunları düşündüm. İlk filmine de yine o arkadaşımla gelmiştik. "Ben ağlarım son filmde ya. Resmen çocukluğumuzun filmi bitiyor." dedi üzgün üzgün. Doğruyu söyleyeyim ben ağlamam. Çocukluğumun filmi bitse de ağlamam. Artık hayallerimin gerçek olmasını beklemiyorum çünkü. Benim çocukluklarımın bütün filmleri çoktan bitti. O çocukluklarımın hepsi geride kaldı. Ben ömrümün en önemli devrini bitirdim artık hayallerle yaşamayarak,o devrin kahramanları bitse ne olur? Zaten en sonunda bütün kahramanlar katil olmuyor mu? Sana da ışıklar tekrar açıldığında "Ben bu filmi görmüştüm." demek kalmıyor mu?


Ben bu mutlu sonu da daha önceden görmüştüm biliyor musun?
Perde kapandı. Ben ise hala öylece bakıyorum.
Giden hayallerimin arkasından bakıyorum.
Herkes kalktı oturduğu yerden. Salonu birer birer terk ediyorlar.
Aradan yıllar geçse de bazı şeyler hiç değişmiyor.
Oyuncular farklı olsa da hikaye hep aynı.
Senaristler sanki dalga geçiyorlar.
Ben bu filmi daha önce görmüştüm. Sen de görmüş müydün ?




Mide Fesatı ..

19 Kasım 2010 Cuma

Kara Göründü



Nefes alıp vermek kadar kolay bahaneler bulmak. Asıl zor olan her tarafım imkansızlıklarla doluyken bulduğum bahaneleri unutmak,aldığım yenilgileri unutmak.
Kolay olan dururken hala zor olanın peşinden koşmak...


İstemediğim kadar olumsuzluk varken istediğim kadar hiçbir şey yok şu anda. Ama acınacak halde olsam bile kendime acımaya başlamadım henüz. Belki de sadece bunun için devam etmeliyim savaşmaya. Belki de sadece bu bile güçlü olduğumu düşündürtebilir bana.Sadece bana değil sana da. Hepimize. Direndiğimiz o kadar çok şey var ki aslında. Herkes ve her şey akıp giderken senin hala olduğun yerde kalabilmen bir mutluluk vermiyor mu sana ? Tamam, çok ilerleyemedin. İstediğin yerden çok daha uzaktasın belki. Ama düşmedin ötekiler gibi. Pes etmedin. Kendi bildiğin gibi gittin bütün yollardan. Belki de sadece bunun için devam etmelisin.

Evet sıkılıyorum veya sıkılıyorsun. Belki de yordu seni tüm haksızlıklar. Sen tırnaklarınla kazarken herkesin takma tırnakları var. Sen istediklerini hep almak zorundayken bazılarına altın tepsilerde sunuyorlar.Bazılarına cam kenarı düştü seni hep en rahatsız yerlerde oturttular.Herkesin dinlendikleri uzunken senin uzun yorgunlukların var.

Düşmemek için atlamak da yordu seni belki. Arkadan sürekli ittirenler de yordu. Düştüğün denizin dalgaları hırpaladı hatta.Bıktın da sürekli boğulacağını düşünmekten. Oysa bu dalgalar güçlendirdi seni farkında değil misin? Belki de uğruna acı çektiklerini daha değerli kıldı.Tam kıyıya ulaşmışken dalgalara teslim etme kendini.


Bak,kara göründü.



Mide Fesatı ..

9 Kasım 2010 Salı

On sekiz



Merhaba blog.

Baktım ki hiç böyle mutlu bir giriş yapmamışım yazılarıma. Ama enerjimi çekip alan bir sürü şey varken mutluluk dolu yazılar yazmak da hiç bana göre değil zaten. Biliyorsun hissettiklerimi yazıyorum sadece.

Bugün yeni bir başlangıca hazır olduğumu hissediyorum mesela. Geriye dönük kafamı kurcalayan,mutluluğumu elimden alan o lüzumsuz şeyleri yüksek raflardan birine koyup gözden uzağa kaldırıyorum. Başarabilirsem gerçekten mutlu olduğumda onları ortaya çıkarıp beni mutsuz eden herkese göstermek istiyorum. İşte sen bana bunu yaptın dercesine.

"Engeller sıradan insanlara sıra dışı olsunlar diye tanınan fırsatlardır.." değil mi? Yazan kimse eline sağlık. Hayatın önüme bu kadar çok engel çıkarmasını da belki buna yormak gerekir. Aslında en çok unutmak gerekir ama unuttuğum şeyleri günün birinde hatırlama ihtimali beni hep korkutur. Unuttuğun her şey bir şekilde hayatındadır ama düşünmediğin şeyler sen istemediğin için hayatına tutunamaz ve mutluluğunu ememez. İşte bu yüzden bende düşünmemeye karar verdim. Günü geldiğinde düşüneceğim tabi. Ama günü geldiğinde.

19. yaşıma böylesine fena bir ruh haliyle girmek istemiyorum çünkü. Bu günleri güzel hatırlamak adına kendime düşünmeyi yasaklıyorum artık. Herkes harıl harıl geleceği için bir şeyler yapmaya çalışırken,herkes imkansızlıklardan imkanlar yaratmaya çalışırken ben payıma düşmeyenleri beklemeyeğim artık.

19. yaşım çok daha farklı olacak. Her şeyden önce ben bir yaş daha büyümüş olacağım ve yaşadığım her şey bir beden küçük gelecek. Nefes alıp vermeye yaşamak demek istemiyorum artık. Anın içini doldurduğum kadar yaşacağım. Her şey yeni bir başlangıç için hazır. Ben de hazır olacağım.

Sen de hazır ol blog. Ben değişmesem de akıp giden zaman nasıl olsa değişecek. İnatla eskisi gibi olmaya gerek yok artık. Madem uğruna döktüğüm emekler yetmedi daha çok dökeceğim ben de. Başıma gelenleri unutmadan hazmederek yol alacağım artık.

Nasıl olsa istesem de iki kez yıkanamam bir nehirde. Her ıslandığımda ilk boğuluşumu hatırlayacak olsam da kulaçlarımı bir bir geçireceğim akıntıya. Nasıl olsa istesem de aynı dalga iki kez boğamayacak beni.
"Hayat devam ediyor." demiştiniz ya hep. Artık eskisi gibi devam etmeyecek. Başka dalgalarda boğulmaya gidiyorum ben.

Hiçbir acı ilk kez yasadığımda hissettiğim acıyla boy ölçüşemez nasılsa. Bir kez daha yaşamaya gidiyorum .

Şimdi sen bu güzel atilla ilhan şiirini oku. Bende yavaştan yola çıkayım.

kadehini kaldır on sekiz bir daha kaldır
yıkılsın bu temmuz bırak ayaklarına
kafesinden çıkar yürek diye taşıdığını
köprülerini at gemilerini batır
ellerini ellerimin üstüne koy on sekiz
sen de bir ıslık uydur devrik ıslığıma
ömrümüzü bir suç gibi ayarlamadık mı
ağır bir hüküm giyer gibi öleceğiz



Kendine iyi bak.







Mide Fesatı ..